Elçibey'in 76. Yaş Günü!

Cavid Memmedli 24/06/2014

Eskişehir Azerbaycanlılar Derneği olarak, Azerbaycan'ın bağımsızlığa giden yolda Önderi olan, Bağımsız Azerbaycan'ın ilk Cumhurbaşkanı ve Turan sevdalısı Ebülfez Elçibey'i 76. yaş gününde Saygı ve Rahmetle anıyoruz!

Sevgim, Millete; varlığım, Azadlığa ve Adalete; itaatim, Hocalarıma; borcum, Dostlarıma ve Meslektaşlarıma; nefretim, Yalancılara ve İkiyüzlülere…

Nahçıvan’da bulunan Keleki köyünün Halil Yurdu yaylasında, 24 Haziran 1938 yılında Mehrinisa Hanımın ikinci oğlu dünyaya geldi. Köy halkının “dede” olarak adlandırdığı babasının amcası, hürmetli din adamı, Karabağ, Nahçivan ve Tebriz’de din tahsili almış Mir Yahya dede ona “Ebülfez” adını koydu. Ebülfez ismi Azerbaycan Türkçesi’nde Ebelfez, Abulfez – Türkiye Türkçesi’nde Ebulfez, Ebulfeyz gibi farklı şekillerde söylenmektedir.

Ebülfez beyin baba tarafı, Güney Azerbaycan’dan idi (İran’ın kuzey batısı) ve Safevi Devleti zamanında önemli mevkilerde görev yapmışlardı. Büyük dedeleri kökçe Şah İsmail Hatai’nin seleflerinden olan Şeyh Sedrettin Musa’nın (1305- 1392) soyundandır.

Not: Ebülfez Elçibey’in asıl soyadı Aliyev’dir. Ebülfez Aliyev. Bu soyadı büyük dedesi Mir Ali Hoca’dan kaynaklıdır. “Elçibey” soyadı ise Ebülfez beye Azerbaycan Bağımsızlık Hareketi’nin Lideri olduğu dönemde Azerbaycan Halkı tarafından verilmiştir.

Ebülfez beyin ana tarafı ise Anadolu’dan idi ve onlara “Kasımlılar” denirdi. Anası Mehrinisa Hanım (1889- 1987) Pirdavdan’da doğdu. Ermeni zulmünden kaçıp kardeşiyle birlikte Keleki köyüne gelip sığınmışlardır.

Kadirkulu bey, ikinci dünya savaşına mecburen katılmak üzere 1943 yılında evden ayrıldı. Küçük Ebülfez onun yüzünü ne yazık ki bir daha göremedi. Beş yaşında babasız kalan ve çocukluğu çok zor şartlarda geçen Ebülfez, aile terbiyesini annesinden aldı. Ebülfez bey, kendisinin yetişmesinde annesinin ve köyünün önemini ileriki yıllarda şu şekilde anlatacaktır:

“Köyümüzde bütün Azerbaycan Türklerinde olduğu gibi Kurban, Ramazan ve Nevruz bayramı kutlanır, ramazanda oruç tutulurdu. Böylece ben Müslüman-Türk Kültürü’nü anamdan, baba ocağından, köyümden aldım.”

Sekiz yaşına geldiğinde, Keleki’de okul olmadığı için, komşu Unus köyünün okuluna başlayan Ebülfez, yedi yıl olan bu okulu çok zor şartlar altında bitirdi. 1955- 57 yılların da Nahçivan’ın en gözde okulu sayılan Ordubad şehrindeki 1 no’lu lise düzeyindeki orta mektebe devam etti.

O dönemleri sonraları Ebülfez bey şunları söyleyecektir:

“Dünya görüşümün şekillenmesinde, Ordubad orta mektebi öğretmenlerinin çok büyük rolü vardır. 9-10. sınıflarda iken Mir Cafer Bağırov’u savunduğum için birkaç defa öğretmenler odasına çağrılıp bu düşüncelerimden vazgeçmem istendi. 10. sınıf öğrencisi iken, Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nde Şarkşünaslık (Doğu ilimleri) Fakültesi açılacağını öğrendim. Nizami, Hakanı, Fuzuli ve diğer şairlerimizi daha doğru anlamak amacı ile söz konusu fakülte sınavlarına hazırlandım. 1957 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nin Şarkşünaslık Bölümüne (o yıllarda Filoloji Fakültesi’nin bünyesinde idi) Arap Filolojisi uzmanlığına girdim. Üniversitenin II. ve III. sınıflarında okurken tarihi-siyasi konulara daha çok ilgi duymaya başladım. Birkaç öğrenci yoldaşım ile birlikte milli siyasi konularda ateşli tanışmalara başladık. Bizde böyle bir fikir oluştu ki, halkımız köle, vatanımız ise sömürgedir.

Bu sohbetler Alim Hasayev, Malik Mahmudov, Rüstem Eminov, Mehdi Ağalarov, Rafık Ismailov, Abbas Musayev ve Zakir Memedov ile aramızda geçiyordu. Azatlık uğrunda mücadele etmeye söz verdik – elbette amatör ruhla başlayan mücahitler olarak. Ancak profesyonel mücadele yollarını da arıyorduk. Üniversitenin V. sınıfında iken aramızda Arap dilini iyi derecede bilen Malik Mahmudov ile Malik Karayev bir yıl süre ile Irak’a pratik için gönderildiler. Onlar bir yıl sonra döndüklerinde Malik Mahmudov ile siyasi mücadelemizi devam ettirmemiz konusunda ciddi karara vardık ve bir program hazırladık. Program hakkında yalnız beş kişi bilgi sahibi idi. Ben takip eden süreçte yaklaşık iki yıl (1963-64) Mısır’da tercüman olarak çalıştım. Mısır’da bulunduğum ortam, siyasiler ile ilişkilerim bana çok önemli kazanımlar sağladı. Mısır’da bu ülkenin devlet adamları ile ilişkilerim oldukça seviyeli idi. Gerek Sovyetler gerek Mısır’ın siyaset adamları beni doğruları konuşan bir insan olarak görüyordular. Onlar birbirlerini aldattıklarında yanlışlıklarını anlatıyordum, bana bakıp gülüşüyordular. Mısır’dan döndükten sonra Ben, Malik Mahmudov, Alim Hasayev ve Rafik Ismailov birkaç kez görüşüp dörtlü bir grup oluşturduk. Her birimiz 3 kişi seçmeli, bu üçlü gruplardan her biri 5 kişiyi gruba celp etmeliydi. Bir süre geçtiyse de teşkilatı istediğimiz ölçüde kuramıyorduk (Tecrübesizliğimizin yanısıra DTK bizi sürekli izliyordu). İstediğimiz teşkilatı oluşturamayınca, her birimiz ferdi çalışmaya, daha çok propaganda faaliyetine başladık. Ben bütün gücüm ile üniversite ve doktora öğrencileri arasında milli şuurun canlanması yönünde propaganda yapıyordum. Hiç kimseye hesap vermediğim gibi bazı konuları yakın dostlarımdan da gizliyordum. Üçlü, beşli, yedili ve dokuzlu olmak üzere gruplar oluşturuyordum. Her grup ile de yalnızca kendim meşgul oluyordum, Bu süreç uzun bir süre ve güç istiyordu. 1969 yılında Tolunoğulları Devleti (IX. yüzyıl) adlı doktora tezimi yazdım. 1971-74 yıllarında üniversitede artık öğrenci hareketleri görülmeye başlandı. Amacım geleceğe hazırlamaktı. DTK, bir teşkilatın faaliyet gösterdiğini biliyor, ancak bütün çabalarına rağmen ortaya çıkaramıyordu. Ancak DTK bütün dikkati ile beni izliyordu. Ocak I975′de beni tutukladılar. DTK benim yanıma birkaç hoca ve öğrenci yerleştirebilmişti. Ben onları duymuştum. Ancak onları aldatıyordum. Benim hiçbir hoca veya öğrenciye (hatta DTK ajanlarına) nefretim doğmuyordu. Bazen hatta DTK çalışanlarını bile günahkar görmüyordum. Bir tek düşmanım vardı. Sovyet İmparatorluğu. Diğerleri onun zavallı hizmetlileri idi. Bu zavallı generallere ve polislere de acıyordum. Benim işim zalim imparatorluğa karşı mücadele idi. Ocak 1975 Temmuz 1976 arasında hapis yattım.”

Ermeni saldırılarının sürdüğü 1980’li yılların sonunda halkın bilinçlenmesi ve teşkilatlanması için büyük çaba sarf eden Elçibey, birçok dernek ve cemiyetin kurulmasında önayak oluyordu. İlk olarak ilmi araştırmalar yapmak ve bunları yaymak için “Çamlıbel Birliği” teşkilatı kuruldu. 26 Ekim 1988’de yine Elçibey’in öncülüğünde “Varlık Cemiyeti” kuruldu ve bir sıra teşkilatlar da bu cemiyete iltihak etti. Fakat halkın, daha büyük bir birliğin, Halk Cephesinin kurulması gerektiği yönündeki istekleri günden güne artıyordu. 15 kasım 1988 de İlimler Akademisinin önünde yapılan mitingde Ebülfez Bey “…ilan etmekle halk cephesi kurulamaz, değişik kesimlerden insanlar birleşip cepheyi kurmalıdır.” dedi. O günlerde iki-üç günde bir mitingler yapılıyordu ve halkın heyecanı üst noktalara çıkmıştı. Bu mitinglerde Elçibey, halkın istek ve arzularını açık bir şekilde dile getiriyordu. 22 Kasım da yapılan mitingde o, “…yanlışlık Moskova’dan atanan yönetimdedir, Azerbaycan bağımsızlığını yitirmiştir”, 27 Kasım mitinginde ise işi daha ileri götürerek, Azerbaycan halkının en büyük ideali birleşmektir” dedi.

1980’lerin sonlarında dünya Sovyetler’i tarihin çöplüğüne atmak için gün sayıyordu. Elçibey ise ülkesinde bağımsızlık mücadelesinin başını çekenlerdendi. O, milliyetler siyasetinde Leninist ilkelerin bozulduğu, Rusçanın emperyalist bir siyaset aracı haline geldiği görüşündeydi. 1988′in ortalarında üç Baltık ülkesi Litvanya, Letonya ve Estonya’da halk cepheleri kurulması ona esin kaynağı oldu. Halk Cephesi 1989’da ilk ‘yarı legal’ konferansını yaptığında “Azat Azerbaycan” mücadelesinin başını çekecek lider olarak seçildi. Elçibey’in öncelikli hedefi;

1. Azerbaycan’ın tam bağımsızlığı

2. Karabağ’ın işgalden kurtarılması

Elçibey’in başkanlığındaki Azerbaycan Halk Cephesi, Rus istihbaratının engellemelerine rağmen kısa sürede bir halk hareketi haline geldi. Öyle ki, 1989′da hükümet cepheyi resmen tanımak zorunda kaldı. Elçibey’in ilk aktif eylemi ise, binlerce Azerbaycan Türk’ünün İran sınırına yaptığı ünlü yürüyüş oldu. Bu seferki esin kaynağı Berlin Duvarı’nın yıkılmasıydı. Nahcivan ve Astra’dan binlerce Azerbaycan Türk’ü, 30 Aralık’ta ‘Yaşasın Tebriz-Bakü’ sloganlarıyla sınıra dayandığında, ne Rus askerleri ne de İran askerleri çatışmayı göze alabilmişti. Dikenli tellerse “Birleşmiş Azerbaycan” sloganlarıyla parçalanmıştı.

1990′da dünyaya “Barış ve Kardeşlik” mesajları veren SSCB lideri Mihail Gorbaçov, Azerbaycan Türklerine başka bir şeyi reva görecekti. 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece umulmayan oldu ve Kızıl Ordu tankları tıpkı 70 yıl öncesindeki gibi Bakü’ye giriverdi. 1918’de Mehmet Emin Resulzade öncülüğünde kurulan Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 27 Nisan 1920’de Kızıl Ordu’nun paletleri altında ezilmesi gibi. Ama bu kez tarihin tekerrür etmesi bu kadarla kalacaktı. Bakü’deki ünlü Azatlık Meydanı’nı dolduran milyonlar kendilerini tankların önüne atıverdi. 130 kişi hayatını yitirdi, 700′ü yaralandı. Ama bu katliamdan sonra siyasetin dengeleri de değişti. Vezirov görevinden alındı ve yerine Moskova’nın “has adamı” Ayaz Muttalibov getirildi.

Halk Cephesi ve Elçibey’in payına ise yeraltına çekilmek düştü. Hükümet, Halk Cephesi’nin yetkililerini tutuklamıştı. Baharla birlikte ortam yumuşadığında Elçibey yine sahneye çıkacaktı. Bu kez Mayıs 1990′da uzun yıllar çalıştığı El Yazmaları Merkezi’nin önünde, halka, “Azerbaycan bayrağında orak çekici kullanmayın” çağrısı yapıyordu.

28 Mayıs 1918 yılında kurulan, Azerbaycan Demokratik Türk Cumhuriyeti’nin meclis binası olan ve 1990’lı yıllarda El yazmalar Enstitüsü olarak kullanılan binanın çatısına, Kızıl Ordu tarafından indirilen bayrağı aynı yere, 70 yıl sonra 28 Mayıs 1990 tarihinde dikmek şerefi Ebülfez Elçibey’e nasip oldu. Ay yıldızlı üç renkli bayrağı dikerken, Elçibey’in o andaki duyguları kendi ağzından sadece şunlardı.

“Sevinçten gözümden iki damla yaş düştü ve ellerim titredi”

Azerbaycan Yüksek Sovyet Meclisi ise Rus askerlerinin Bakü’de olmasından yararlanıp seçim kararı aldı. Halk Cephesi seçime katılırken, Elçibey sadece kurulan seçim bürolarını yöneterek arkadaşlarını destekleyecekti. Olanca hileye rağmen 1991 yılındaki Genel Seçimde Halk Cephesi’nden 30 milletvekili meclise seçilmeyi başardı.

Azerbaycan ise artık geri dönülmez bir noktaya gelmişti. Komünist Partisi, 14 Eylül’deki kongrede lağvedilmeyi tartışıldı. Elçibey’in çağrısına uyan 100 binin üzerinde Azerbaycan Türk’ü meclisi kuşatınca beklenen oldu. Bağımsızlık ilan edildi. Elçibey ise 100 binden fazla Azerbaycan Türk’üne, “Hukuki yönden bağımsızlığımızı kazandık. Bundan sonraki mücadelemiz gerçek bağımsızlıktır” dedi. Ve 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, 29 Aralık’ta halkın yüzde 98′inin oyuyla bağımsızlığa evet dedi.

Ve 7 Haziran 1992’de Elçibey oyların yüzde 59.4’ünü alarak devlet başkanı seçildi.

-Elçibey’in Cumhurbaşkanlığı dönemindeki en büyük başarılarından biri 80 binlik Rus askerini Azerbaycan topraklarından çıkarmasıdır. Elçibey’in özel teklifi üzerine, Rus askerlerinin Azerbaycan’ı boşaltmaları için Rusya’yla devletlerarası bir anlaşma da imzalandı. 1993 yılının 26 Mayısında, 73 yıl aradan sonra Rus askerleri Azerbaycan topraklarını kansız savaşsız terk etti. (SSCB’den ayrılıp bağımsız devlet olan ülkeler arasında Rus askerlerini topraklarından çıkaran ilk devlet Azerbaycan olmuştur.)

-Elçibey, Rusya’ya resmi seferde bulunarak (12-13.10.1992) Boris Yeltsin’le birlikte “Azerbaycan Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında dostluk, emektaşlık ve karşılıklı tehlikesizlik hakkında mukaveleyi imzaladı. (12.10.1992) (Bu, Azerbaycan’ın bütün tarihi boyunca eşit hukuklu devlet gibi Rusya ile imzaladığı ilk mukaveledir.)

-1992′de Azerbaycan Anayasası’nda Devlet Dili “Türk Dili” olarak belirtildi. (Türk Dili’nin Devlet Dili olmasında dönemin Meclis Başkanı İsa Gambar’ın önemli etkisi olmuştur.)

-1930 yıllarında, Azerbaycan Türklerine zorla kabul ettirilmiş kiril alfabesinin kullanılmasına da son veren Ebülfez Elçibey, iktidara geldiğinde ilk icraatlarından birisi olarak, Latin alfabesine geçmeyi gerçekleştirdi. Bir genelge yayınlayarak, bütün devlet kuruluşlarındaki yazışmaların Türkçeyle ve Latin alfabesiyle yapılması talimatını verdi.

-Lise ve Üniversitelere test usulü sınavların yapılması Elçibey yönetimin en önemli başarılarındandır. Yüzlerle genç, yabancı ülkede çeşitli dallarda eğitim almak imkanı sağladı.

-Elçibey, Güney Azerbaycan’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin kültürel haklarını savunmuştur. Elçibey’in en büyük arzularından biri: Güney Azerbaycan’ın başkenti Tebriz’de Azerbaycan Bayrağı’nın dalgalanmasıydı.

-Bakü Ceyhan Petrol boru hattının temelleri Kasım 1992′de Azerbaycan Cumhurbaşkanı Elçibey ve Türkiye Cumhurbaşkanı Özal tarafından atıldı.

-Elçibey iktidara geldiğinde devlet kasasında tek ruble nakit kalmamıştı ve dört aydan beridir de maaşlar dağıtılamamıştı. Bu durum, Azerbaycan ekonomisinin talancı bir zihniyetle idare edilmesi kadar, tedavülde Rus parasının geçerli oluşuyla yani, para yönünden Rusya’ya bağımlılıkla da yakından ilgiliydi. Bu bağımlılığa son verecek cesur adımlar atmak gerekiyordu. Elçibey, milli paranın tedavüle sokulmasıyla ilgili kararnameyi imzalayarak, Fransa’da “MANAT” bastırdı ve Rus rublesiyle aynı anda tedavüle bıraktı. Bu olay devletin nakit para sıkıntısını ortadan kaldırdı ve maaşların ödenmesine bir imkan sağladı. Manatın kur değeri Rus rublesine göre on kat daha pahalıydı. Yani bir manat on Rus rublesine bedel tutuldu. Elçibey’in görev süresinin sonuna kadar bu oran 1/10’dan ancak 1/9-a gerilemişti ki, aradaki bu fark, manatın bir yıl içinde değerini koruduğunu göstermektedir. Bir başka ifadeyle Sovyetler Birliğinden kopmuş cumhuriyetler içerisinde, parasının değerini sabit tutabilmiş tek ülke Elçibey dönemi Azerbaycan’ı olmuştur.

-Cumhurbaşkanı Elçibey’in özel emriyle, iktisadi reformlara hemen başlandı. Önce, üretimdeki düşüşü durdurmak ve kamu kurumlarını dağılmaktan kurtarmak için acil tedbirler alındı. Eski ekonomik ilişkilerin bir ölçüde de olsa yeniden kurulmasıyla, mevcut teknolojinin iktisadiliğini yitirmesi önlenmiş oldu. 1993 yılının ortalarına gelindiğinde, istatistikler üretimde artış göstermeye başladı. Ekonomide kamu iktisadi teşebbüslerinin rolünün azaltılması, özelleştirme ve benzeri liberal reformlar yoluyla özel sektörün doğması ve ağırlığını artırması amaçlandı. Bu amaçla “Devlet Emlak Komitesi”, “Sahipkarlığa Yardım ve Antimonopol Komitesi”, “Yabancı Yatırımlar Üzere Devlet Komitesi”, “Ekonomi Bakanlığı” ve başka kamu kuruluşları oluşturuldu. Boşalan devlet hazinesini doldurmak üzere birtakım fonlar oluşturuldu. Kısa bir zamanda hazineye 1.5 ton altın ve başka değerli metaller toplandı. Bu dönemde, devletin döviz rezervlerinin bir kısım özel şahısların tasarrufunda olması, Milli Banka’da para tedavülünü zorlaştırıyordu. Hukuk Muhafıza ve Vergi Organları’nın ciddi çalışmaları sonunda, 1993 yılının ortalarına gelindiğinde, Milli Bankadaki resmi ve özel hesaplarda biriken döviz miktarı 156 milyon dolara ulaşmıştı. Bir mukayese için söylemek gerekirse, 1992 yılının aynı döneminde bu rakam 1.6 milyon dolar idi.

-Elçibey, demokratikleşme sürecine de çok özel bir önem veriyordu. Toplumda siyasi partilerin serbestçe teşekkülüne imkan sağlamak için siyasi partiler kanununu, basın hürriyetini garanti altına alacak kanunları, derneklerle ilgili yasaları ardı ardına uygulamaya koydu. Basın kuruluşlarını güçlendirmek amacıyla onlara Cumhurbaşkanlığı fonundan 100 milyon ruble para ayırdı. Bu kanunlar yürürlüğe girdikten sonra, Azerbaycan’da neşredilen gazete ve dergilerin sayısı 500-ü aştı. 30’dan fazla siyasi parti ve 200-e yakın derneğin, Adalet Bakanlığı’nca tescili yapıldı.

-Komünist geleneğin, etnik kimliği ve etnik problemleri yok sayan yaklaşımını terk ederek, konuyu yabancı güçlerin istismarlarından da kurtaracak mahiyette adımlar attı ve bu alanda yasal düzenlemelere gidildi. Kendisi ateşli bir Türk milliyetçisi olmasına rağmen, etnik grupların da kendi kültürlerini yaşatma hakları olduğunu kabul etti ve bu konuda onlara çeşitli imkanlar sağlandı. Bunların sonucunda Bakü’de otuza yakın kültür merkezi kuruldu. Cumhurbaşkanlığı fonundan para yardımı alan gazetelerin arasında, azınlıkların kendi dillerinde çıkardıkları dört gazete de vardı. Hatta bu grupların, haftada bir kaç saat televizyon ve radyo yayını yapmalarına da izin verildi.

-Birleşmiş Milletlerin Bakü temsilciliği, Elçibey zamanında açıldı. Rusya, Türkiye, Gürcistan, Moldova, Ukrayna, Kazakistan ve Türkmenistan’la dostluk ve siyasi, kültürel, ekonomik işbirliği anlaşmaları imzalandı. A.B.D. ile ciddi siyasi ilişkiler kuruldu. A.B.D. , İngiltere, Rusya, Almanya gibi büyük devletler dahil, dünyanın 15 ülkesinde büyükelçilikler açıldı.

Elçibey 22 Ağustos 2000’de 62 yaşında prostat tümörü nedeni ile tedavi gördüğü, çok sevdiği Türkiye’sinin başkenti Ankara’da vefat etti.